EMEK kelimesi bakıldığında bir semtten öte fazla bir şey ifade etmiyor bugünlerde. Özellikle “emek hırsızı” tam anlamıyla güzel örnekler yakalıyor günümüzde.
Emek; insanların gösterdikleri çaba, gayret, çalışma ve mücadeleli karşısında maddi ve / veya manevi kazanç beklentileridir. Hep söylenen emeğimin karşılığı da bu şekilde bir sonuçtan oluşmaktadır. Anlatılan hikâyelerde, bir genel cerrah ile bir motor ustasının her ikisinin de çalışan organizmayı tamir etme karşılığı emek beklentilerinde, doktorun fazla kazanması motor ustasının motoru tamiri sırasında stop edip işlem yapması ancak doktorun motor çalışırken bu işi başarmasından kaynaklanmaktadır. Sözün aslı, insanlar icra etmekte oldukları faaliyetleri karşılığında emeklerinin bedelini almayı arzu ederler.
Gelelim bizdeki duruma. Bugüne kadar emeğimin karşılığını aldım diyen hiçbir kimseyle ülkemizde karşılaşmadım. Hep bir memnuniyetsizlik ve kırgınlık yaşayan insanlar gördüm. İnsanların çalışmaları veya ortaya koydukları katma değer karşılığında kazanımlarının oluşması bence en kıymetli unsurlardan birisidir. Maalesef ya insanlar çalışmalarının karşılığını alamıyor, ya da hiç hak etmeyenlere bazı bedeller olmaması gerektiği halde ödeniyor. İşte içerisinde bulunduğumuz olumsuz ve yıpratıcı tablonun tarifi. O kadar çok insan emeğinin karşılığını alamamaktan mağdurken bir de yanında çabasız kazanımlar, bu garip insanları daha da üzüntüye sokuyor.
Peki, şimdi ne yapılmalı diye sorduğumuzda, tek cevap insanlara emeğinin karşılığının verilmesi. Emeğin karşılığının verilmesi için en önemli kriter, bahse konu emeğin ve performansın net olarak ölçümlenebilmesi ve aynı şekilde somut donelere bağlanması gerekmektedir. Havada kalan bir ölçümlemede kimse kendi hakkını talep edemez ve yöneticileri de bu emek hırsızlığından rahatsız olmazlar.
Yurtdışında kaldığım sürede, hep insanların yaptığı işleri üzerindeki konsantrasyonlarına dikkat etmiştim. Kişilerin zamansal olarak geçirdikleri süredense katma değer olarak iş gücüne katkıları ön planda tutulmaktaydı. Özellikle bir örnek vermek isterim ki engelli personelin net olarak günlük, haftalık, aylık ve dönemsel olarak yapacağı işler çizelgeler halinde yayınlanmakta ve günlük ya da haftalık iş planı bittiğinde daha fazla iş yapmasına izin verilmemekteydi. Buda kişilerin artı ya da eksi programlarına sağdık kalmalarına ve bütünsel olarak işlerin aksamadan sonuçlanmasına olanak sağlamaktaydı. Bu çizelgenin planlanması ve başarısı da başta GM olmak üzere üst yönetimin performansını göstermekteydi. Orkestra şefinin koordinasyonu bütüne hizmet ettiği gibi kişilerin performansı da onların kaderine bağlı olmaktadır. Kimse performansını etkileyecek veya EMEĞİNİN karşılığını alamayacağı bir şef ile çalışmak istemeyecektir.
Peki ya bizde, “işim olsun yeter, dünyayı ben mi kurtaracağım.” Kurtulamadık gitti bu ve benzeri düşüncelerden. En çok sıkıntı yaşanılan ve insanların değerlerinin kaybedildiği durum bu şekilde gerçekleşmektedir. Bizim sorgulamamız ve bu sorgulamayı yaparken de çok detay bakışa sahip olmamız gerekmektedir. Sorgulamayan bir gelecek, bizim gelişimimizi devamlı aşağıya çekecektir.
Şuan içerisinde bulunduğumdan pay biçerek, emeğimin karşılığını almadığımı ve gerekli performans kriterlerini doğru kullanamadığımı düşünüyorum. Yani sonuçta Emek bugün benim için bir Semtten öteye geçemedi. Hayırlısı gelecekteki güzel günler için…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder