27 Şubat 2015 Cuma

Emek yalnızca bir semt...

EMEK kelimesi bakıldığında bir semtten öte fazla bir şey ifade etmiyor bugünlerde. Özellikle “emek hırsızı” tam anlamıyla güzel örnekler yakalıyor günümüzde.

Emek; insanların gösterdikleri çaba, gayret, çalışma ve mücadeleli karşısında maddi ve / veya manevi kazanç beklentileridir. Hep söylenen emeğimin karşılığı da bu şekilde bir sonuçtan oluşmaktadır. Anlatılan hikâyelerde, bir genel cerrah ile bir motor ustasının her ikisinin de çalışan organizmayı tamir etme karşılığı emek beklentilerinde, doktorun fazla kazanması motor ustasının motoru tamiri sırasında stop edip işlem yapması ancak doktorun motor çalışırken bu işi başarmasından kaynaklanmaktadır. Sözün aslı, insanlar icra etmekte oldukları faaliyetleri karşılığında emeklerinin bedelini almayı arzu ederler.

Gelelim bizdeki duruma. Bugüne kadar emeğimin karşılığını aldım diyen hiçbir kimseyle ülkemizde karşılaşmadım. Hep bir memnuniyetsizlik ve kırgınlık yaşayan insanlar gördüm. İnsanların çalışmaları veya ortaya koydukları katma değer karşılığında kazanımlarının oluşması bence en kıymetli unsurlardan birisidir. Maalesef ya insanlar çalışmalarının karşılığını alamıyor, ya da hiç hak etmeyenlere bazı bedeller olmaması gerektiği halde ödeniyor. İşte içerisinde bulunduğumuz olumsuz ve yıpratıcı tablonun tarifi. O kadar çok insan emeğinin karşılığını alamamaktan mağdurken bir de yanında çabasız kazanımlar, bu garip insanları daha da üzüntüye sokuyor.

Peki, şimdi ne yapılmalı diye sorduğumuzda, tek cevap insanlara emeğinin karşılığının verilmesi. Emeğin karşılığının verilmesi için en önemli kriter, bahse konu emeğin ve performansın net olarak ölçümlenebilmesi ve aynı şekilde somut donelere bağlanması gerekmektedir. Havada kalan bir ölçümlemede kimse kendi hakkını talep edemez ve yöneticileri de bu emek hırsızlığından rahatsız olmazlar.

Yurtdışında kaldığım sürede, hep insanların yaptığı işleri üzerindeki konsantrasyonlarına dikkat etmiştim. Kişilerin zamansal olarak geçirdikleri süredense katma değer olarak iş gücüne katkıları ön planda tutulmaktaydı. Özellikle bir örnek vermek isterim ki engelli personelin net olarak günlük, haftalık, aylık ve dönemsel olarak yapacağı işler çizelgeler halinde yayınlanmakta ve günlük ya da haftalık iş planı bittiğinde daha fazla iş yapmasına izin verilmemekteydi. Buda kişilerin artı ya da eksi programlarına sağdık kalmalarına ve bütünsel olarak işlerin aksamadan sonuçlanmasına olanak sağlamaktaydı. Bu çizelgenin planlanması ve başarısı da başta GM olmak üzere üst yönetimin performansını göstermekteydi. Orkestra şefinin koordinasyonu bütüne hizmet ettiği gibi kişilerin performansı da onların kaderine bağlı olmaktadır. Kimse performansını etkileyecek veya EMEĞİNİN karşılığını alamayacağı bir şef ile çalışmak istemeyecektir.

Peki ya bizde, “işim olsun yeter, dünyayı ben mi kurtaracağım.” Kurtulamadık gitti bu ve benzeri düşüncelerden. En çok sıkıntı yaşanılan ve insanların değerlerinin kaybedildiği durum bu şekilde gerçekleşmektedir. Bizim sorgulamamız ve bu sorgulamayı yaparken de çok detay bakışa sahip olmamız gerekmektedir. Sorgulamayan bir gelecek, bizim gelişimimizi devamlı aşağıya çekecektir.

Şuan içerisinde bulunduğumdan pay biçerek, emeğimin karşılığını almadığımı ve gerekli performans kriterlerini doğru kullanamadığımı düşünüyorum. Yani sonuçta Emek bugün benim için bir Semtten öteye geçemedi. Hayırlısı gelecekteki güzel günler için…

17 Şubat 2015 Salı

Canlıya Şiddete HAYIR...

Özgecan... İşte Türkiye'nin, hatta Dünya'da bazı ülkelerin konuştuğu, gündemlerine taşıdığı isim. Allah rahmet eylesin ve rahat yatırsın. Gerçekten çok büyük bir acı. Bende bir kız babası olarak bu kız çocuğunun ve ailesinin içerisinde bulundukları durumu düşünmek bile istemiyorum.

Şimdi herkesin ağzında “Kadına Şiddete HAYIR”. Bakalım kaç gün daha konuşacağız ve sonra yine böyle bir acı haber ile sosyal medya çalkalanacak. Ne büyük laflar yazılacak, medyatik değerlerimizden. Ya sonra, derin bir sessizlik ve dünya işlerine dönüş.

Ben burada şunu söylüyorum. Dünyada paylaştığımız her ortamda bir bitki bile olsa hiçbir canlıya şiddet uygulanmamalı. Nasıl bir toplum yetişiyor ki, bu konu gündemimizde tartışılıyor. Aslında, böyle olayların yaşanmasının önüne geçilmedikçe, konuşulmasının ve tartışılmasının da önüne geçilemez. Düşünüyor da en önemli duamız, Allah bize böyle bir acı yaşatma diyebilmek. Burada bile bencil ve nankör davranıyoruz. Doğru olan “Allah sen hiçbir canlıya ne böyle bir acı ne de böyle bir keder yaşatma.”

Kadına şiddet gerçekten kötü bir eylem. Ancak bunun ifadesini bile kullanmak kadını aciz, güçsüz, yetersiz ve çaresiz bir konuma sokmak değil mi. Bende iş hayatımda, özel hayatımda bu tarz şiddet eğilimlerine, tacizlere maruz kalanları gördüm ve elimden geldiğince sahip çıktım. İsmi önemli değil ama bizim sektörümüzde bile kimler kimler böyle taciz olaylarına hedef olmadı. Ne ahlaksızlar bu yaptıklarından sonra halen ortalıklarda dolaşıyor. Burada önemli olan zihniyetin değişimidir. Önemli olan canlıya SEVGİ ve DEĞER göstermek.

Çok üzgünüm ki daha nice bu haberlere şahit olacağız ve daha nice canları bu canilere kurban vereceğiz. Maalesef bugün için tek söz, “Allahın sen bize böyle bir acı yaşatma, bizi bu canilerle karşılaştırma.” İşte tüm yapabildiğimiz bu.

Biraz daha hoşgörü, biraz daha sevgi herkese iyi gelecek…

4 Şubat 2015 Çarşamba

Ekip Olmak... Bütün mesele bu kadar basit aslında...

Her zaman konuşuruz ya, ekip olmak şöyle birşer, ekip olmak böyle bir şey. Ekip olmak nedir sizce?

Ekip bir bütün olmak, bir grup olmak, bir güç olmak bence. Ekip; bir amaç, proje, hedef veya İDEAL için bir araya gelmiş bir topluluk olmaktır. Böylece bahse konu sonuca bir bütün olarak hareket etmektir bana göre. Birlikte olmayan, bütünlük sağlayamayan bir topluluktan iyi bir ekip olamaz kanaatimce.

Şimdi tabiki benim hep söylediğim söz aklınıza gelmiş olabilir; "Kurumsal bir ilişkide, kişiler bir birleri ile asgari müşterekte buluşup çalışmak zorundadır. Bu çalışma keyfe keder bahanelerden etkilenemez."

Tabiki bu söz çok doğru bir noktayı vurgular. Bizler birbirimizi sevmek yada birbirimize sempati duymak zorun değiliz. Ancak birbirimize saygı göstermek ve hedef amacıyla birlikte çalışmak zorundayız. Bu çalışma ve saygı süresi mesai saatleri ile sınırlı kalmak kaydıyla.

İşte burada "Ekip Olmak" ön plana çıkıyor. Bir bütün olabilmek, konuşmadan anlaşmak, birbirimizin çizgilerini net olarak görebilmek ve aynı RİTMİ yakalamaktır bence. Bu şekilde oluşan ekipler başarılı, hızlı ve karlı sonuçlar oluşturabilirler. Ekibin ve Ekibin İçerisinde Olmanın anlamı bu sebeple çok büyük ve değerlidir. Ne olursa olsun, gözünü aynı noktaya diken ve aynı duyguyu yakalayan topluluklar mutlaka başarılı olacaklardır.  

Ben en azından geçmişte bu tarife uyan birkaç ekibin parçası olmanın mutluluğunu yaşıyorum. İnsanın bir gruba veya bütüne ait olma hissi bence tarifsiz. Ne denir hep, “Yalnızlık yalnızca Allah mahsustur.”   

Yeni başlıklarla buluşmak üzere...

3 Şubat 2015 Salı

Ben Burak Miski...


Ben Burak Miski. Artık bende bu Blog üzerinden sizinle bazı konuları ve düşüncelerimi paylaşacağım. Bugünlerde herkes kendince doğru veya yalnış, dürüst veya sahtekar tavırlarla sosyal medyada var olmaya çalışıyor. Bu sebeple bende kendimce doğru ve dürüst biri olarak, kendi fikirlerimi ve düşüncelerimi eğer kimse okumak isterse buradan paylaşacağım.

1973 yılında Ankara doğdum, ancak tüm çocukluk ve lise yıllarım Antakya'da geçti. Daha sonraki dönemde yaklaşık sekiz sene Amerika Birleşik Devletlerinde hem eğitim öğdüm hem de çalışma hayatına katıldım.

1999 yılın halen çalışmakta olduğum Sigorta Sektörüne Türkiye'de dahil oldum. Daha sonra Dubai ve Katar gibi yurtdışı projelerde de çalıştıktan sonra bugün sektörde bir şirketin Sigorta Pazarlama Direktörlüğü görevini yürütmekteyim.

Bu 41 yıllık yaşamımda o kadar çok şey gördüm, şahit oldum ve dolayısıyla öğrendim ki bunları bir türlü aktarmak ve paylaşmak benim boynumun borcu oldu.

İlk olarak bu kadar yazmak isterim. Daha sonra sizlere belirli başlıklar altında düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

Saygılarımla...